En temiz havaya sahip ülkeler belirlendi: Türkiye 61’inci sırada

Amerika Birleşik Devletleri (ABD) Başkanı Donald Trump geçtiğimiz günlerde dünyanın en temiz havasına sahip olduklarını iddia etmişti. Ancak Yale ve Columbia Üniversitesi tarafından yapılan Çevresel Performans Endeksi’ne göre bu iddiasının doğru olmadığı belirlendi.

Raporda en temiz havaya Avustralya, Barbados, Ürdün ve Kanada’nın sahip olduğu ifade edildi. Sanayi devleri Fransa, İngiltere ve Almanya sırasıyla 13, 18 ve 46’ncı sırada yer aldı. Türkiye ise listeye 61’inci sıradan girdi.

Havası en kirli ülke ise 180’inci sırada yer alan Nepal oldu. Nepal’i sırasıyla  Antalya escort Bangladeş, Hindistan ve Çin izledi.

İŞTE HAVASI EN TEMİZ OLAN ÜLKELER

1- Avustralya
1- Barbados
3- Ürdün
4- Kanada
5- Danimarka
6- Finlandiya
7- Yeni Zelanda
8- Brunei
9- İzlanda
10- ABD
.
13- Fransa
.
18- İngiltere
.
46- Almanya
.
61- Türkiye
.
177- Çi
178- Hindistan
179- Bangladeş
180- Nepal

En çok erkekler intihar ediyor: Sorumluluk çok fazla

Dünya Sağlık Örgütü’nün (DSÖ) yayınladığı rapora göre, her yıl yaklaşık 800 bin kişi kendi hayatına son veriyor. Dünya genelinde erkek intihar oranının kadınlara kıyasla daha fazla olduğunun ön plana çıktığı raporda, her 100 bin erkekten 13,5’i, her 100 bin kadından 7,7’si intihar ediyor. Türkiye’de ise erkeklerde intihar oranı her 100 bin kişide 11,3 iken kadınlarda 3,2 olarak görülüyor. İntihar nedenlerinin başında akıl hastalıkları, ekonomik problemler, işsizlik, ailevi problemler ve günümüzde gittikçe artmaya başlayan uyuşturucu madde kullanımı gibi nedenlerin yer aldığını belirten İstanbul Gelişim Üniversitesi’nden Psikiyatrist Onur Okan Demirci, kişinin intihar seviyesine gelmeden önce anlaşılabileceğini söyledi.

İNTİHARA MEYİLLİ KİŞİYİ ANLAYABİLİRİZ

İntihara meyilli kişiyi anlayabilecek küçük ipuçları bulunabileceğini belirten Onur Okan Demirci, “Bunların en başında kişinin hayatında meydana gelen ufak değişiklikleri gözlemlemek yer alıyor. Burada da en büyük sorumluluk ailesine ve sosyal çevresine düşüyor” dedi.

Uyarılarda bulunan Demirci, “İntihara meyilli kişiler kendilerini belli etmeye başlarlar. İçe kapanmaya, sosyal çevreden kendilerini çekmeye, yaptıkları işte gerilemeye hatta bazen intihar edeceklerine dair ‘hayattan bıktıklarına, artık çaresiz olduklarına’ değinirler. Özellikle buradaki çaresizlik mesajı kişinin artık işin içinden çıkamayacağının göstergesidir. Buna dair mesajları yakalamak çok önemli. Burada en büyük sorumluluk ailesine ve sosyal çevreye düşüyor. Onu takip edebilmek, gözlemlemek, yakın olabilmek önemli. Siz bireyden duygusal iletişim anlamında ne kadar uzaksanız, bu belirtileri kaçırma şansınız çok yüksek olacak. Ne kadar yakınsanız da bu belirtileri yakalama şansınız yükselecek. Yakaladığınız anda da kişiyi intihar etmekten kurtarabilirsiniz. Kişiyi kurtarmak için sosyal destek de önemli. Kişinin hayatındaki çaresizliğe destek olabilmek gerekiyor. Bunun yanında muhakkak bir uzman desteği alınması şart. Bu belirtileri yakaladığımız an kişiyi oradan kurtarabilme şansına büyük oranda sahibiz. Geç kaldığımız zaman maalesef bu söylediğimiz rakamlara gidiyoruz” ifadelerini kullandı.

ERKEĞE YÜKLENEN SORUMLULUK AĞIR GELİYOR

Erkeklerin intihar oranlarının kadınlara kıyasla daha fazla olmasının altında, erkeğe yüklenen sorumluluğun bireye ağır gelmesinin yattığını ifade eden psikiyatrist Demirci, şöyle konuştu:

“Erkeklerde oranların daha fazlası toplumun erkeğin üstüne yüklediği baskıdan kaynaklanıyor. Bu durum orta ve düşük gelirli ya da sosyokültürel seviyesi biraz düşük olan ülkelerde gerçekleşiyor. ‘Erkek çalışmak zorunda, ailesine bakmak zorunda, erkek güçlü olmak zorunda…’ bireyin bu güç azaldığı ve ailesine yeterince sahip çıkamadığını düşündüğü zaman böyle bir yola sürüklenme ihtimali, kadına göre daha fazla. Ama gelişmiş ülkelerde böyle bir durum söz konusu değil.”

Psikiyatrist Demirci, toplum olarak intihara sürüklenme yolunda önlemler alınması gerektiğini, bunun da daha çok sosyal destek ve devlet desteği ile sağlanabileceğini de sözlerine ekledi.

Bu yılın genç erkek modası jogger pantolonlar

Sportif parçalarla çabasız şıklık gençler arasında bu sezon moda olmuş durumda. Eşofman altının rahatlığını ve pantolon şıklığını bir arada kullanmak isteyen genç erkekler kolay giyilen, kalça ve basenden rahat kesim, paçaları dar jogger pantolonlara yöneldi.

Sokaklarda ve kampüste gömleklerle, outdoor mekanlarda sweatshirt’lerle kombinlenen jogger pantolonlarda toprak tonları, yeşil ve siyah renkleri ön plana çıkıyor. Bu noktada Hazır Giyim Markası DeFacto, jogger pantolonların ön plana çıktığı yeni bir koleksiyon hazırladığını duyurdu. Marka tarafından yapılan açıklamada jogger pantolonların, kargo modelleri ve çizgili desenleri ile birbirinden farklı alternatifler sunduğu belirtildi.

Hem smokin hem takım elbise

Klasik stilin şıklığından ödün vermeyen erkekler, smokinin elegan görünümünü tercih ediyor. Modern duruşu ile dikkat çeken smokinlerin kullanım alanı genişletiliyor. Bu noktada erkek giyim markası Altınyıldız Classics yakası çıktığı zaman takım elbise olarak da kullanılabilen smokin tasarladı. Bu özel tasarım sayesinde hem davetlerde hem de ofiste daima stil sahibi görünmek isteyenlere tek parçayla iki farklı tarz sunuluyor.

Sonbaharın serin günlerini kucaklarken koleksiyonda siyah gibi zamansız modellerin yanı sıra lacivert, bordo, ekru ve beyaz renklerinin ön plana çıktığı görülüyor. Ayrıca beyaz ata yaka gömlekler smokinlerin vazgeçilmez tamamlayıcısı olarak bu sezon da ön planda.

Marka tarafından koleksiyona ilişkin yapılan açıklamada, “Altınyıldız Classics erkeği, birbirinden farklı smokin modelleri ve renk çeşitleriyle sonbahar düğünlerinin yıldızı olacak, şıklığından ödün vermeden gecenin keyfini çıkaracak. Smokinin mükemmel tamamlayıcısı olan beyaz ata yaka gömleği seçerek stilinizi tamamlayabilir, havanın durumuna ve düğün mekanınıza göre yelek ya da ceketinizi kullanabilirsiniz. Şık ve foksiyonel detaylarıyla kullanım alanını genişleten Altınyıldız Classics smokinler; takılıp çıkabilen saten yaka özelliği ile günlük hayatınızda takım elbise olarak da kullanabiliyor, tek parça ile birden fazla kullanım avantajı da sağlıyor. Siyah gibi zamansız modellerin yanı sıra lacivert, bordo, ekru ve beyaz renk alternatifleri katıldığınız davette fark yaratmanız için de ideal bir seçim. Altınyıldız Classics’in ayrıca şal yaka gibi formlarıyla dikkat çeken smokinleri, sizi gecenin en şık davetlisi yapacak etkiye sahip” denildi.

‘Perdeden gelinlik yap’ dediler: İnat etti, 120 kilo verip ikiz doğurdu

İstanbul’da yaşayan 37 yaşındaki Canan Başar Aytepe’nin başı uzun yıllar fazla kilolarıyla dertteydi. 5 yıl önce eşi Fatih Aytepe ile evlenmeye karar vermesinin ardından önce gelinlikçi ‘gelinlik giyemezsin’, sonra doktor ise ‘çocuk doğuramazsın’ dedi. Büyük hayal kırıklığına uğrayarak evlilikten vazgeçen genç kadına, eşi ne olursa olsun destek olup yanında duracağını söyledi. Aytepe, eşinin desteğini görünce kilo vermeye karar verdi ve mide küçültme ameliyatı oldu. 1 yılda 120 kilo veren genç kadın sürpriz bir şekilde ikiz çocuklarına hamile kaldığını öğrendi. Sorunsuz bir hamilelik süreci geçiren Aytepe, 2 yıl önce kızları Damla ve Yağmur’u kucağına aldı.

“GELİNLİKÇİ BANA TRAVMA YAŞATTI”

Obez bir çocukluk dönemi geçirdiğini söyleyen Aytepe, “Gece 3’te kalkıp anneme makarna yaptırıp yiyordum. Fast-food ve asitli içecekleri çok fazla tüketiyordum. Eşimle uzun yıllar sevgili olduk. Evlenmeye karar verince gelinlik bakmak istedim, hayalim vardı. Gelinlikçiye gittim, katalogdan gelinlik beğendim, çalışan kadına gösterdim. O da bana ‘kızım camdaki perdeyi sök, üstüne dola tamamı senin üstüne gelinlik olur’ dedi. Söylediği benim için büyük bir hayal kırıklığı oldu. Kafamdan aşağı kaynar su döküldü. Bu travmayı biraz zor atlattım. Hatta evlilikten vazgeçtim. Eşim her zaman destek oldu. Bana ‘seni böyle seviyorum, hiçbir şey umurumda değil’ diyordu, biz öyle devam ettik” ifadelerini kullandı.

DOKTOR ‘BU KİLOYLA HAMİLE KALAMAZSIN’ DEDİ

İnternette aşırı kilolu kişilerin çocuklarının olmayacağına yönelik haberler okuyunca doktora gitmeye karar verdiğini aktaran Aytepe şöyle devam etti:

“Doktor bana ikinci bir travma yaşattı. ‘Kızım sen bu kiloyla hamile kalamazsın, hadi kaldın zaten doğururken masada kalırsın, annesiz çocuk mu dünyaya getirmek istiyorsun?’ dedi. Çok kötü oldum, ayrılmaya karar verdim. Eşim ‘sen daha değerlisin, çocuk umurumda değil, yeter ki sen ol’ diye beni sakinleştirdi.”

1 YILDA 120 KİLO VERDİ

Gelinlikçide yaşadıkları ve doktorun söyledikleri duyduğu sözler üzerine kilo vermeye karar verdiğini söyleyen Aytepe, “Sonra kilo vermeye karar verdim. Ya eşimin yanında çocuklarımla beraber olacaktım, ya da olmam diye düşündüm. Mide küçültme ameliyatı olmaya karar verdim. Ameliyata girmek için 178 kilodan 158 kiloya düştüm” ifadelerini kullandı.

SPORU DA HAYATINA DAHİL ETTİ

Ameliyattan sonra çok hızlı kilo verdiğini dile getiren genç kadın, “Evlilik hayalim de olduğu için spor yapmaya başladım. İlk ay haftanın 5 günü sabahları beş, akşamları beş kilometre yürüdüm. Daha sonra haftanın 4 günü yüzmeye gittim. 6’ncı ayın sonunda 85 kiloya indim” dedi.

GELİNLİĞİMİ AYNI GELİNLİKÇİ DİKTİ; BENİ GÖRÜNCE ŞOK OLDU

Fast-food’u ve asitli içecekleri hayatından çıkardığını belirten Aytepe, “Haftada 1 bardak su içerdim, artık günde 2 litre su içiyorum. Aynı gelinlikçiye gittim istediğim bir gelinlik vardı, onu seçtim. Gittiğimde beni tanıyamadı, bir önceki gidişimde resim çektirmiştim onu gösterdim. ‘Bu sen olamazsın’ dedi. 1 yıl sonra yeni halimle yanına gittiğimde şoka girdi ve inanamadı” diye konuştu.

ŞİMDİ 60 KİLO

Şu anda 60 kilo olduğunu belirten Aytepe, “Gelinliğimin üstüne nazar değmesin diye mavi çiçekler taktırdım. Önce nişan yaptık, ağustos ayında düğün yaptık. 78 kiloydum. Evlendikten sonra 1 yılı tamamladığımda sürpriz bir şekilde hamile olduğumu öğrendim o zaman 58 kiloydum. Ameliyatımın üzerinden 5 yıl geçti şu anda 60 kiloyum” ifadelerini kullandı.

“ANNELİK TARİF EDİLEMEZ BİR DUYGU”

Çocuklarının sağlıklarının gayet iyi olduğunu söyleyen Aytepe, “Hamilelik dönemimde de çok kilo almadım, sadece bebekler kilo aldı. 68 kiloyla doğuma girdim. İkiz oldukları için erken geldiler, sezaryenla doğum yaptım. Annelik tarif edilemez bir duygu. Çünkü ‘anne olamazsın’ demişlerdi. Sonra kucağıma ikiz yavrularımı aldım. Bu anlatılamaz bir şey. Anne olamamak çok korkutucu bir düşünceydi. Sağlık durumları çok iyi, şimdi 2 yaşındalar” dedi.

“AİLEMİZDE İKİZ ÇOCUKLAR VARDI”

Aytepe, “Doktorlar 2 yıl sonra hamile kalmamı önerdiler ama ben 1 yıl sonra hamile kaldım ve ikizlerim oldu. Ameliyat sonrası erken hamilelikten dolayı da Türkiye’de yaşayan ilk ikizlerimiz. Benim ve eşimin ailesinde ikiz çocuklar vardı. Hem korku hem heyecan yaşadık” ifadelerini kullandı.

AŞIRI KİLOLULAR NEDEN GEBE KALAMAZ?

Aytepe’nin doktoru Obezite ve Metabolik Cerrahi Uzmanı Dr. Uğur Ekici ise, aşırı kilolu hastalarda yandaş hastalıkların neden olduğu sorunlardan dolayı gebe kalmanın ve çocuk sahibi olmanın daha problemli olduğunu söyledi. Dr. Ekici, “Obez hastalarda düşük riski de vardır ama genellikle gebe kalmakta sıkıntı yaşıyorlar. Kan pıhtılaşması gibi hormonlarla ilgili problemler nedeniyle de düşük kalma riski normal kilodaki insanlara göre daha yüksek seyreder” diye konuştu.

Aşırı kilolu hastalarda yapılan testler sonrasında her şey uygunsa tüp mide ameliyatını önerdiklerini belirten Dr. Ekici, “Sadece bu da değil başka obezite tedavi yöntemleri de var bunları da hastaya uygun olarak belirlenip yapılabilir, yaygın olan ve güvenli ameliyatlardır” açıklamasında bulundu.

“CANAN HANIM AZİMLİ BİR HASTA”

Dr. Ekici, “Canan Hanım 5 yıl önce ameliyat oldu sonra gebe kaldı, ikiz çocuklarını dünyaya getirdi. Çok ciddi kilo verdi. Doğumundan sonra da kilo almadı, kendisi bu konuda azimli ve tavsiyelere uyan bir hasta. Dolayısıyla sürecinde hiçbir problem yaşanmadı” dedi.

Altınyıldız Classics’ten ‘Takım Elbise Günü’ için kampanya

Erkek giyim markası Altınyıldız Classics ‘13 Ekim Takım Elbise Günü’ ne özel kampanya yaptığını duyurdu.

Markadan yapılan açıklamada, “Gerek iş hayatında, gerekse özel günlerde takım elbiseden vazgeçmeyenler için her sene 13 Ekim’i ‘Takım Elbise Günü’ olarak kutlayan Altınyıldız Classics, yeni sezona yakışan renk alternatifleri ve birbirinden şık modelleri ile her koşulda yıldız gibi giyinen erkeklerin tercihi oluyor. Tarz sahibi erkekler indirim kapsamında 11-13 Ekim tarihleri arasında birinci takım elbiseye 499 liraya, ikinci takım elbiseye ise 299 liraya sahip oluyorlar” denildi.

Yaşar Hacısalihoğlu: FETÖ’nün ülke arayışı listesinde Mısır da var

Fethullahçı Terör Örgütü (FETÖ) elebaşı Fethullah Gülen, Mısır’da Cumhurbaşkanı Sisi’ye yakınlığı ile bilenen TEN TV’ye mülakat vermiş, Batı ülkelerine çağrıda da bulunarak, Türkiye’ye baskı yapmalarını istemişti. Görüşmenin ardından açıklamada bulunan röportajı yapan sunucu El Dihi, terör örgütü elebaşı Gülen ile Amerikan istihbaratının himayesinde sıkı güvenlik tedbirleri arasında söyleşiyi gerçekleştirdiklerini açıklamıştı.

FETÖ ile yurtiçinde mücadele sürerken örgütün küresel ağının canlılığını koruduğunu söyleyen İstanbul Yeni Yüzyıl Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Yaşar Hacısalihoğlu, “Çünkü arkasındaki küresel efendileri desteklerini çekmiş değil. Bu buluşma oldukça anlamlı. Bu küresel ağın içerisinde olan aktörün bir araya geldiğini görüyoruz. İkisi de bu ağın kuklasıdır, ikisi de piyonudur. FETÖ hala bu diri olan küresel ağını bugüne kadar Türkiye’nin aleyhine ne kadar karanlık ilişkilere girmişse, seferber olduğunu da biliyoruz. Birçok ülkedeki hala sonlanmamış varlığını Türkiye aleyhine kullandığını biliyoruz. Dolayısıyla bu buluşmanın bir televizyon röportajı niteliğinin ötesinde, böyle bir ittifakın dışa vurumu olarak da görülebilir. Özellikle Amerika’da bu örgütün hamiliğini yapanların, onu hala destekleyenlerden habersiz olarak yapılmasının mümkün olmadığının altını çizmek isterim. Amerika’nın derin yapıları içerisinde FETÖ’nün kullanılan ağı sürüyor. Yani istihbarat birimleri, lobileri, birtakım kongre üyeleri çok açık bir şekilde ortada. Sisi de bu ağın içerisindedir. Onun temsilcisi, onun yönlendirmesi ile gerçekleşmiş olan bu buluşmanın bu yapıyla da korunduğunu söylemek gerekir” dedi.

“AMERİKA’DAKİ ÇELİŞKİDEN YARARLANIYORLAR”

“Hillary Clinton ile olan FETÖ ilişkisi, ABD Başkanı Donald Trump’ın karşısına konumlanışları o dönemden itibaren Trump’ta bir kanaat oluşturdu. Trump’ın da içeride bir yığın sorunları var. Kendisi başlı başına sorun üreten bir başkan kimliğini koruyor” diyerek sözlerine devam eden Prof. Dr. Yaşar Hacısalihoğlu, “Dolayısıyla o açıdan kendi kadroları, Amerika’nın müesses nizamı açısından çelişkiler de sürüyor. O çelişkiler ve çatışmalar içerisinde FETÖ’nün de bundan yararlanarak varlığını sürdürdüğünü biliyoruz” diye konuştu.

FETÖ’NÜN LİSTESİNDE MISIR DA VAR

FETÖ elebaşının küresel efendileri tarafından bir başka ülkeye transferini düşündüklerine ilişkin zaman zaman yorumların yapıldığını ve bunlar arasında Mısır’ın da olduğunu kaydeden Prof. Dr. Hacısalihoğlu, “Bu da şaşırtıcı olmaz. Ama sonuç itibariyle nereye giderse gitsin bu küresel ağın köreltilmesi, bulunduğu her ülkede bir tehdit unsuru olarak algılanması gerekir” şeklinde konuştu.

Örgüt üyelerinin ABD’deki durumunu değerlendiren Prof. Dr. Hacısalihoğlu, “Sonuç itibariyle FETÖ elebaşısının Amerika’da olmadığı zaman oradaki örgüt üyeleri açısından alanın daralacağı anlamına gelir” yorumunda bulundu.

“ŞAŞIRTICI DEĞİL”

Türkiye ile Mısır arasındaki ilişkilerin bu durumdan etkileneceğini söyleyen Prof. Dr. Hacısalihoğlu, “Darbeci anlayışın getirdiği yapı tamamen hak, hukuk, adaletin ötesinde Türkiye’nin aleyhine işlediğini görüyoruz. Dolayısıyla mevcut durumda ilişkilerin sağlıklı hale gelmediğini görüyoruz. Bunu Mısır’ı darbeyle, zorbalıkla ele geçirenler tarafından atılmış yeni bir şer hamlesi olarak görmek gerekir. Türkiye’nin Mısır halkı ile hiçbir sorunu yoktur. O açıdan bu içinde biriktirdiği tortuların, Türkiye’ye bakışın bir dışavurumudur. Şaşırtıcı da değildir. Başarısız olmuş bir darbeyi tezgahlayanın başarılı olmuş bir darbeciyle buluşması olarak görmek gerekiyor. Hakkın, hukukun, demokrasinin, millet iradelerinin, halkın sandıktan çıkan egemenliğine karşı duran iki aktörün buluşması olarak görmek gerekir” açıklamasını yaptı.

Yaşar İçen: Türkiye’yi Irak üzerinden okumak gerekiyor

İstanbul Yeni Yüzyıl Üniversitesi’nde ‘Uluslararası Siyasetten Türkiye Analizi’ başlıklı bir konferans veren Gazeteci Yazar Yaşar İçen, terör, Irak, İran, Suriye ve DAEŞ konularına değindi. İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi Siyaset Bilimi ve Uluslararası İlişkiler Bölüm Başkanı Dr. Öğr. Üyesi Hüdayi Sayın’ın moderatörlüğünde düzenlenen konferansta konuşan Yaşar İçen, Irak’ta yaşanan gelişmelerin yakından takip edilmesi gerektiğini söyledi. Irak’ta 1 Ekim’den bu yana süren sokak eylemlerinin öngörülen bir durum olduğunun altını çizen Yaşar İçen “Kültürel ve siyasi anlamda Irak ve Türkiye’nin birbirine benzeşiyor. Bu nedenle Türkiye’yi ırak üzerinden okumak gerekiyor” dedi.

“IRAK’TA YAŞANANLAR ÖNGÖRÜLEN BİR DURUMDU”

Konuşmasında “Irak ciddi anlamda Türkiye’nin önüne alması gereken bir tablodur” diyen Yaşar İçen şöyle konuştu:

“Irak’ta 1 Ekim’den beri sokaklar kaynıyor. Bu, öngörülen bir durumdu. Öyle bir dış baskı var ki orada, yönetenler isteseler de bir şeyler yapamıyorlar. Irak’ta kontrolsüzlük var. Lütfen Türkiye üzerinde bir şeyler düşüneceğiniz ve konuşacağınız zaman yönünüzü Irak’a çevirin. Irak üzerinden Türkiye çok daha net okunabiliyor ve değeri daha fazla anlaşılabiliyor. Irak ciddi anlamda Türkiye’nin önüne alması gereken bir tablodur. Irak’a her gittiğimde bana kimi Iraklılar gelip Türkiye vatandaşı olmak için neler yapabileceklerini soruyor. Bazı kişilerin şikâyet ettiği ülkemizin vatandaşı olmak için can atan Iraklılar var. Dışarı çıktığınız zaman bu ülkenin ne kadar vazgeçilmez olduğunu daha iyi anlıyorsunuz.”

“EYLEMLER SIRADAN DEĞİL”

Kuzey Irak Kürt Bölgesinin referanduma gitme kararı bir ‘oyun’ olarak niteleyen İçen, “Türkiye referanduma gitmenin yanlışlığını yetkililere bildirdi. Bu tavır doğruydu. Ancak referandum yapıldı, Amerika bir tavır gösterdi ve Türkiye de köprüleri atarak ilişkileri askıya aldı. Bölge ile ilişkiler kesilince sonrasında İran da Irak’ın içine yerleşmeye başladı. İran strateji konusunda çok zeki bir ülkedir. Bu nedenle çok güçlü bir şekilde Irak’ın içine yerleşti. İran Irak’ın içine yerleşince ticaret de böylece İran’ın eline geçti ve Türkiye ile ticaret kesildi.  Bu nedenle Irak’taki Sokak eylemleri asla sıradan eylemler değildir” dedi.

“ANNELERİN SESİ ARTIK DAHA GÜR ÇIKIYOR”

Konuşmasında Diyarbakır’daki annelerin oturma eylemine de değinen Yaşar İçen, annelerin sessiz çığlığının artık daha cesur bir şekilde ses bulmaya başladığını kaydetti. Evlatları terör örgütü tarafından kaçırılan ailelerin çeşitli nedenlerle daha önce sesini yükseltemediğini ifade eden İçen, konuşmasını şöyle sürdürdü:

“Bir ayı aşkın bir süredir Diyarbakır’da anneler evlatları için oturuyorlar. Annelerin yıllar süren sessiz çığlığı ortaya çıktı. Bu durum yıllardır var. Vatandaş sesini çıkaramıyordu. Çünkü tek kelime konuştuğunda diğer çocuğunu da dağa götürmeleri riski vardı. Korkunç baskılar vardı. Bir noktadan sonra birlikte sesler yükseldikçe etkili olmaya başladı. Bir annenin oturmasıyla arkası geldi. İçlerinde olduğumuz için bu annelerin yıllardır içlerindeki acıyı biliyoruz. Benim ailemin de kendi bölgesinden çıkış sebebi de buydu. Ailem ve yakınlarım terörden mağdur oldu. Ailemden kimileri cezaevine girdi, kimi öldürüldü, kimileri de yurtdışına kaçtı. Türkiye üç nesli, oynanan oyunlara feda etmek zorunda kaldı.”

“TÜRKİYE DIŞ POLİTİKADA VİZYON GELİŞTİRMEYE BAŞLADI”

Konuşmasında Türkiye’nin dış politikada artık bir vizyon geliştirmeye başladığına işaret eden Yaşar İçen “Görüneni değil, görünenin arkasındakini okumamız gerekiyor. Her zaman kendi fikriniz olmalı. Bu nedenle önce ülke içindeki bütünlüğü sağlamamız gerekiyor” diye konuştu. Konferansın ardından İstanbul yeni Yüzyıl Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Yaşar Hacısalihoğlu tarafından Yaşar İçen’e plaket takdim edildi.  

Dr. Alihan Limoncuoğlu: PKK mutlaka bitirilmeli

Türkiye’nin güvenli bölge oluşturmak amacıyla Fırat’ın doğusuna yönelik Barış Pınarı Harekâtı Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın Twitter’dan yaptığı ‘Türk Silahlı Kuvvetleri’miz Suriye Milli Ordusu’yla Suriye’nin kuzeyinde PKK/YPG ve DEAŞ terör örgütlerine karşı Barış Pınarı Harekâtı’nı başlatmıştır’ açıklamasıyla geçtiğimiz gün başladı.

İstanbul Gelişim Üniversitesi’nden Dr. Öğr. Üyesi Alihan Limoncuoğlu, üç gündür devam eden harekatı değerlendirdi. YPG-PKK terör örgütünün bölgede faaliyetlerini iyice artırdığını o yüzden de operasyonun kaçınılmaz olduğunu belirten Dr. Limoncuoğlu, “Türkiye bu operasyonu yapmadan önce diplomatik her yolu denedi. Çok bilinmeyenli bir denklem olan Suriye’de böyle bir operasyon yapmak gerçekten zor. Türk askeri bölgede destan yazacaktır, başarıyla tamamlayacağımıza inanıyorum” ifadelerini kullandı.

Türkiye’nin Suriye’de kalıcı olmadığını amacının terör unsurlarını yok etmek olduğunu vurgulayan Dr. Limoncuoğlu, “Türkiye’nin hemen yanında terör devleti kurulmasına izin veremezdik. Türk askeri, sivil kayıpların önüne geçmek için azami özen gösterecektir. Barış Pınarı Harekâtı güvenli bölgenin kurulmasını kolaylaştıracaktır. Terörden temizlenmesiyle oluşturulan güvenli bölgeye de Türkiye’deki Suriyelilerin bir kısmı yerleştirilecektir” diye konuştu.

“TRUMP DENGELERİ GÖZETMEK ZORUNDA”

ABD Başkanı Donald Trump’ın çok tutarsız davrandığını söyleyen Dr. Limoncuoğlu, “Trump’ın attığı twitler iç siyasete yönelik. İç ve dış dengeleri gözetmek zorunda. Amerikan vatandaşları Suriye’de olan bitenden tam olarak haberdar değil diye düşünüyorum. Böyle olunca da Türkiye aleyhine bir tutum içerisindeler. Türk milletinin tam desteği oradadır. Hukuki ve siyasi olarak milletle ve orduyla birlik olduk. Çok önemli bir harekâttır. Kahraman TSK’yı ve onların komutanlarını ve askerlerini Allah muzaffer kılsın” dedi.

 

 

Prof. Dr. Han: Türkiye harekât öncesinden daha iyi bir zeminde

Altınbaş Üniversitesi Rektör Yardımcısı Prof. Dr. Ahmet Kasım Han, Türk Silahlı Kuvvetleri’nin (TSK) Suriye’nin kuzeyinde yürüttüğü Barış Pınarı Harekâtı’na ara verilmesine ilişkin Türkiye ile ABD arasında varılan mutabakatı ve bundan sonrasına ilişkin olası gelişmeleri değerlendirdi. Mutabakata büyük ölçüde uyulacağına inandığını belirten Prof. Dr. Han, “Eksik kalan kısımlar olursa bunların da yolda karşılıklı istişareler yoluyla çözüleceğini düşünüyorum” dedi.

‘ERDOĞAN-TRUMP GÖRÜŞMESİ SONRASI UZLAŞMA OLACAKTIR’

13 Kasım’da yapılacak Erdoğan-Trump görüşmesine kadar Barış Pınarı Harekâtı’nın yürütüldüğü coğrafyada, varılan anlaşma etrafında kabul edilebilir ölçekte gelişmeler yaşanabileceğini ifade eden Prof. Dr. Han, “Büyük bir problem olacağını sanmıyorum. İki lider yan yana gelip birbirleriyle yüz yüze görüştükten sonra meselenin ahvali konusunda geniş uzlaşmaya doğru gidilecektir diye düşünüyorum” ifadelerini kullandı.

‘BARIŞ PINARI HAREKÂTI BÜYÜK BİR ADIM’

Türkiye açısından Suriye ile ilgili sorunların uzun yılların birikimi olduğunu vurgulayan Prof. Dr. Han, “Tek ve büyük bir fırça darbesiyle çözülecek ve her şey yerli yerine oturacak diye bir beklenti içine girmek gerçekçi değil. Türkiye adım adım yürümek zorunda. Ve bu Barış Pınarı Harekâtı da büyük bir adım” diye konuştu.  

‘TÜRKİYE HAREKÂT ÖNCESİNE GÖRE DAHA İYİ BİR NOKTADA’

Bölgedeki diğer aktörlerin kendi aralarında ne pazarlıkları yaptığı, bu pazarlıkların varlığından yokluğundan ari olarak şu anda Türkiye’yi ilgilendirse de durumu değiştirmeyeceğini ifade eden Prof. Dr. Han, “Diğer aktörlerin kendi aralarındaki pazarlıklarının neticelerinin ne olduğu, Türkiye açısından önümüzdeki dönemde atılacak başka adımlarla yönetilebilirdir. O noktada eğer böyle pazarlıklar varsa bunların sonuçlarının yönetilmesi açısından Türkiye bugün Barış Pınarı Harekâtı’nın başladığı noktaya göre daha iyi bir zemindedir. Dolayısıyla iyimser olmak için her türlü neden var” dedi. 

‘İHTİYAT ELDEN BIRAKILMAMALI’

Tüm iyimserliğe rağmen gelinen noktada ihtiyatlı olmak için de çok sayıda neden bulunduğunun altını çizen Prof. Dr. Han, sözlerini şöyle tamamladı:

“Türkiye’nin burada bir çok muhatabı var. Onların kendi aralarında varabilecekleri anlaşmalara ya da ortaya çıkabilecek anlaşmazlıklara doğrudan Türkiye’nin gündemini ilgilendiren sonuçlar doğuracakları için dikkatle ve ihtiyatla yaklaşmak gerekir. Yine verilen sözlerin tutulması veya tutulmaması önemli bir kriterdir. Buna da dikkatle ihtiyatla yaklaşmak gerekir. Örneğin Rusya ve ABD arasında diğer aktörlerden bağımsız olarak varılacak bir anlaşmanın içeriği, potansiyel olarak bütün sahayı ve Suriye’nin geleceğini dönüştürebilir. Böyle bir anlaşmanın tüm unsurlarıyla birlikte Türkiye’nin lehine olacağını önceden garanti edilmiş bir sonuç olarak varsayamayız. Bu ve benzeri noktalar açısından ihtiyatlı olmak gerekir.”

(FOTOĞRAFLI)